Faruk Bildirici: Gazeteciler 'saldırı' olayını tek boyutlu görmemeli

Paylaş:
ANKARA - Riha ve Mereş'te okullara yönelik yapılan saldırılarda ve sonrasında basının etkisi üzerine değerlendirmelerde bulunan Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, "Bu olayın hem bireysel hem aile içinde hem eğitim hem sosyal hem de siyasal olarak çok geniş boyutları olabilir" dedi. 
 
Riha ve Mereş'te okullara yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıların ardından hem eğitim sistemi hem de medyanın bu tür olayları ele alış biçimi yeniden tartışma konusu oldu. Olayların ardından kamuoyunda artan endişe sürerken, konuya ilişkin görüştüğümüz Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, özellikle haber dilinin şiddeti normalleştirmemesi ve travmatik etkileri artırmaması gerektiğini söyledi. 
 
Bildirici, bu tür vakalarda medyanın yalnızca olayın aktarımıyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, saldırıların arka planında yer alan bireysel, ailesel, sosyal ve dijital etkenlerin bütüncül bir şekilde ele alınmasının önemine vurgu yaptı. Bildirici, "Bu tür olaylarda haberlerimizde buna dikkat etmek durumundayız. Yani haberlerimizde bu olayı son derece böyle dramatik bir şey haline getirerek, öykülendirerek ya da bu olaydaki saldıran çocuğu öne çıkarıp onun öyküsünü geniş geniş anlatarak başka çocukların onu örnek almasına yol açmamamız lazım.  Dolayısıyla bunun birinci boyutu budur" dedi. 
 
'BUNDAN SONRA MEDYAYA DAHA ÖNEMLİ GÖREVELER DÜŞÜYOR'
 
Bildirici, meselenin ikinci boyutunun da söz konusu olayların yalnızca “kaç kişi öldü, kaç kişi yaralandı, saldırı nasıl gerçekleşti” gibi aktarımlarla sınırlı ele alınmasının yetersiz olduğunu belirterek, "İşte bundan sonra daha önemli bir görev düşüyor medyaya. O da şöyle; bir defa böylesine bir olayın tek nedeni olamaz. Yani olaya bir çocuğun saldırgan olması, bir çocuğun o şiddet içeren bilgisayar oyunlarına düşkün olması ve onları oynaması olarak bakamayız. Dolayısıyla bu olayın hem bireysel hem aile içinde hem eğitim hem sosyal hem de siyasal olarak çok geniş boyutları olabilir. Hem Şanlıurfa'daki hem de Maraş'taki olaylarda olayın siyasal ve sosyal boyutları olduğu zaten gözüküyor" diye belirtti. 
 
'GAZETECİLER OLAYI TEK BOYUTLU GÖRMEMELİ'
 
Gazetecilerin söz konusu olayları tek taraflı veya tek boyutlu olarak görmemesi gerektiğini ve olayın bazı detaylara sıkıştırılmaması gerektiğine dikkat çeken Bildirici "Bu olayı tek boyutlu olarak ele alıp, 'babası polismiş silahları meydanda bırakmış, bu yüzden çocuk da almış. Zaten poligona götürmüş, silah kullanmayı öğrenmiş' gibi bakmamalıyız. Meseleyi bundan ibaret göstermemiz lazım. Evet, ailenin bir hatası olabilir ki, var. Bu olaylarda da ailenin hatası gözüküyor. Meseleyi bununla sınırlı tutmadan hem olayın sorumlularını ortaya çıkarmak durumundayız, onun üzerine gitmek durumundayız hem de bu tür olayların bir daha gerçekleşmemesi için, olayın nedenine yoğunlaşmak durumundayız. Ancak maalesef Türkiye'de gazetecilik böyle çalışmıyor. Nereden bir duman çıkarsa, nerede bir olay olursa biz gazeteciler hemen büyük bir heyecanla oraya koşturuyoruz, gidiyoruz. Ne var, ne yok didikliyoruz, reytingimizi alıyoruz, tirajımızı alıyoruz ve  ondan sonra unutuyoruz. Yani göreceksiniz bu olaylar da birkaç gün sürecek ve birkaç gün sonra biz unutacağız. Fakat maalesef okullardaki bu problem devam edip gidecek ve belki başka bir takım saldırı olayları da olacak" diye konuştu. 
 
'TOPLUMA VE ÜLKEYİ YÖNETENLERE YÖN VERMELİYİZ'
 
Gazetecilerin topluma ve kamuya karşı sorumluluklarının olduğunun da altını çizen Bildirici, haberlerin bu sorumluluk gözetilerek yapılması gerektiğine işaret etti. Bildirici, söz konusu olaydan Eğitim Bakanı'nın sorumluluğundan söz konusu il ve ilçelerdeki emniyet müdürleri ve Eğitim müdürlerinin sorumluluğuna kadar araştırmaların yapılması gerektiğini söyleyerek, "Bu araştırmalar ile siyasal ve sosyal nedenler, dijital evrenle tanışıklıklar, oyunlar, iletişim sorunları ya da sağlık sorunları gibi bütün detayların üzerinde durup bunları işlememiz, ayrıntılı biçimde topluma, ülkeyi yönetenlere yön gösterici olmamız gerekir. Yani yön göstermezsek biz zaten görevimizi yapmamış oluruz. Hem o sanal oyunların hem de sosyal medyanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri bütün dünyada tartışılıyor. Bu konuda önlemler alınmaya çalışılıyor. Bizim gazeteci olarak yapmamız gereken şey de bu oyunların gerçekten çocuklar üzerinde olumsuz etkisi olup olmadığını incelemek, araştırmak ve ayrıca o sosyal medya hesaplarındaki etkileşimlerin çocukları nasıl etkilediğini uzmanlarla da konuşarak ortaya koymak" ifadelerini kullandı. 
 
'ÜLKENİN BİRİMLERİ ÜZERİNDE DURMAMIŞ'
 
Sanal medyada dolaşan ve olumsuz etki yaratan paylaşımların sadece çocuklar tarafından yapılmadığını ve bunlardan etkilenenlerin de sadece çocuklar olmadığını belirten Bildirici, yetişkinlerin de paylaşımları ve etkilenmelerinin söz konusu olduğunu söyledi. Bu nedenle sanal medyanın denetlenmesi gerektiğine vurgu yapan Bildirici "Bu ülkede dijital alemi polisin ya da güvenlik birimlerinin sadece siyasi iktidara yönelik sözler, söylemler, hakaretler açısından değil, bu tür söylemler açısından da izlemesi gerekir. Örneğin Şanlıurfa'daki olayda saldırgan çocuk zaten birkaç gün önce böyle bir saldırıda bulunacağını yazmış. Ancak bu ülkenin güvenlik birimleri üzerinde durmamış, onu yeterince izlememiş. Hatta okul yöneticilerinin bildirmesine rağmen üzerinde yeterli durmamışlar. O nedenle buradan şu da çıkıyor. Demek ki, güvenlik birimlerinin dijital alemi şiddete yöneltmesi açısından da dikkatli izlemeleri gerek. Ayrıca dikkat ederseniz Telegram'daki o bir hesaptan da bu saldırı olduktan sonra övücü sözler söylendi. Şiddetin desteklendiği yazıldı. Bu tür haberler çıktı. Ancak binlerce üyesi varmış o hesabın. Şimdi binlerce insanın bildiği şiddet içeren, şiddeti destekleyen bir hesap demek ki rahatlıkla yayın yapabiliyor. Ta ki böylesi bir şiddet olayı olana kadar. Güvenlik birimleri nerede; Demek ki üzerlerine düşen görevi yeterince yapmamışlar. Bunu da sorgulamamız gerekiyor" dedi.
 
'ÇOCUĞUN FOTOĞRAFININ KULLANILMASI DOĞRU DEĞİL'
 
Saldırıda bulunan çocukların fotoğraflarının kullanılmasını da eleştiren Bildirici, "Özellikle Kahramanmaraş'taki ve Şanlıurfa'daki saldırgan çocukların fotoğraflarının kullanılması konusu var. Maraş'taki saldırgan çocuk, yaşı 18'in altında, çocuk 14 yaşında. Dolayısıyla hem basın yasasına göre hem de Türkiye Gazetecilik Hak ve Sulh Bildirgesi yani bizim mesleki ilkelerimize göre aslında çocuğun fotoğraf ve görüntülerinin kullanılmaması gerekir. Neden söylüyorum bunu;  bu çocuk öldü zaten, çocuk bir zarar göremez denebilir. Ancak bu tür olaylarda hem saldıran, hem fail hem de mağdur durumda olan çocukların fotoğrafının kullanılması sakıncalı. Şimdi bu çocuğun fotoğrafını siz kullandınız. Çocuğun yüzü son derece masum, temiz. Yani ilk bakışta baktığınızda gerçekten böyle bir şey yapmasına hayret edebileceğiniz bir yüz var. Şimdi doğum günü pastasının kesildiği, elinde mum olan fotoğrafı mesela başka çocuklar da görebilir ve onlar da ondan örnek alabilirler. Yani böyle bir çocuk, hayatı normal, iyi bir hayatı olan, hayatta istediği her şeyi olan, doğum günü pastasının kesildiği bir çocuk bile böyle bir saldırı yapabiliyorsa, 'ben de yapabilirim' diye örnek alırsa başka çocuklar, bu bizim gazeteciliğimiz açısından gerçekten üzüntü verici olur" diye kaydetti. 
 
'RTÜK DÜZENLEYİCİ BİR KURUM OLDUĞUNU UNUTMUŞ'
 
Radyo Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) sadece denetleyici bir kurum olmadığını aynı zamanda düzenleyici bir kurum da olduğu söyleyen Bildirici,  "Fakat gördüğüm kadarıyla düzenleyici olduklarını unutmuşlar. Sadece bir zaptiye gibi davranıyorlar. Yaptıkları iki açıklamada bir sadece yayıncılıkla ilgili ilkeler ya da yasadaki hükümler hatırlatılmıyor, aynı zamanda tehdit ediliyor. Yani tam uyum isteniyor. Bu meseleye dair yaptıkları açıklama gerçekten bir zaptiyenin açıklaması gibiydi. Şunu söylüyorlar; olay yerindeki tanıklarla konuşmayın. Olay yerinin görüntüsünü vermeyin, şunu yapmayın, bunu yapmayın. Peki gazeteci yada bir televizyon yayıncısı mağdurlarla konuşmayacaksa, mağdur yakınlarıyla konuşamayacaksa, görgü tanıklarıyla konuşmayacaksa yine olay yerinin görüntüsünü vermeyecekse, neyi verecek? O zaman nasıl yayın yapabiliriz ki? Mümkün değil böyle bir şey. Sadece resmi açıklamalar derseniz bakanlar üç satır orada konuştular diye onların konuşmalarını aktararak bir yere varamayız" dedi. 
 
RTÜK YAYIN YASAĞI KOYAMAZ
 
Bildirici, "İletişim başkanının açıklamaları ya da diğer açıklamalara baktığımızda, onlar sadece neyin olmadığını veriyorlar. Diyor ki; şu yayınlar yanlıştır. Ama ne olduğunu vermiyor. Bizim görevimiz ne olmadığını vermek değil, ne olduğunu, orada neler yaşandığını aktarmak. Yani RTÜK'ün engelleyici bir kurum olmaması gerekir. Bir de diyorlar ki yaptırımlar uygulayacağız. RTÜK'ün bunu söylemesine gerek yok. RTÜK zaten birisi yasalarına aykırı bir uygulama yaparsa (ki iktidar kanallarına asla böyle cezalar verilmiyor) cezasını veriyor zaten. Herkes de biliyor RTÜK'ün böyle çalıştığını. Onu yeniden hatırlatmanın alemi yok. Birçok haberde RTÜK yayın yasağı koydu diye verdiler. RTÜK yayın yasağı koyamaz. Mahkemelerin verdiği yayın yasaklarını ancak iletebilir, ona aracılık eder. Yine mahkemeler de olaylara ilişkin yayın yasağı koyamaz. Olayların soruşturmasına ilişkin yayın yasağı koyabilir. Ancak mahkeme sanki bu olay hiç yayınlanmasın diye yayın yasağı kararı almış gibi verdiler. Oysa doğru değildi. Mahkeme bu olayın soruşturmasına zarar verecek, onu gölgeleyecek bir takım yayınlar yapılmasına ilişkin yayın yasağı getirdi” diye belirtti. 
 
MA / Ömer Güngör