Kürdistan’da organize suç ağı: Küçük satıcılara cezaevi, yöneten mafyaya dokunulmazlık

Paylaş:

AMED - Kürdistan’da son dönemde uyuşturucu madde kullanımı, fuhuş ve organize suç ağlarının artmasının tesadüf olmadığını belirten avukat Muhammed Akar, “Cezaevlerinde yaklaşık 450 bin kişi bulunuyor. Burada sorun uyuşturucu ticaretini yöneten mafya ve rant gruplarına dokunulmaması" dedi.

Kürdistan’da özel savaş politikalarının derinleştirildiği kentlerin başında Amed geliyor. Özellikle son yıllarda uyuşturucu, fuhuş, kumar ve organize suç ağlarının arttığı kentte, uyuşturucu madde kullanımı çocuk yaşlara kadar indi. Uzun süredir genelde Amed ve diğer kentlerden de kendisine gelen uyuşturucu dosyalarına bakan avukat Muhammed Akar ile hem dosyalara hem de uyuşturucu madde kullanımının yaygınlaşmasına ilişkin konuştuk.
 
Kürdistan’da yaşanan bu tablonun arkasında toplumsal yapıyı hedefleyen politikalar olduğunu belirten Akar, özellikle Kürdistan’da yürütülen özel savaş politikalarının gençliği ve toplumsal dayanışmayı hedef aldığı söyledi.
 
 
‘MAFYA VE RANT GRUPLARINA DOKUNULMUYOR'
 
Türkiye’de cezaların Avrupa ortalamasının üzerinde olmasına rağmen uyuşturucu ticaretinin önüne geçilmediğine işaret eden Akar, asıl sorunun cezaların ağırlığı değil, uyuşturucu ticaretini yöneten mafya ve rant gruplarına dokunulmaması olduğunu ifade etti. Uyuşturucu ticaretinin en zayıf halkasını oluşturan kullanıcılar ve küçük satıcıların cezaevlerini doldurduğunu kaydeden Akar, “Bugün cezaevlerinde yaklaşık 450 bin kişi bulunuyor. Bunların önemli bir kısmı uyuşturucu nedeniyle tutukludur. Oysa asıl mücadele edilmesi gereken, bu ticaretten büyük kazanç sağlayan mafya yapılanmalarıdır” dedi. 
 
‘BAĞIMLILIK HASTALIK OLARAK GÖRÜLMELİDİR’
 
Uyuşturucu madde bağımlılığıyla mücadelenin cezalandırma eksenli yürütüldüğüne dikkati çeken  Akar, bağımlılığın bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Rehabilitasyon merkezlerinin yetersiz olduğuna vurgu yapan Akar, bağımlıların cezaevine gönderilmeden önce tedavi edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Akar, “Ailelerin, yerel yönetimlerin, sivil toplum örgütlerinin ve kamu kurumlarının ortak bir mücadele hattı oluşturması gerekiyor” diye belirtti. Cezaevlerinde suçtan kaynaklı doluluğa değinen Akar, mevcut ceza politikalarının sorunu görünmez kılmaktan öteye gitmediğini dile getirerek, ekledi: “İnsanları cezaevine koyarak toplumu koruyamazsınız. Suç işleyen bireylerin yeniden topluma kazandırılmasını esas alan sosyal politikaların geliştirilmesi gerekiyor.”
 
‘SAVAŞ POLİTİKALARINDAN BAĞIMSIZ DEĞİL’
 
Uyuşturucu ve organize suç ağlarının Kürdistan kentlerinde görünür hale gelmesini tarihsel süreçten bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını belirten Akar, yaklaşık yarım yüzyıldır devam eden çatışmalı sürecin toplumsal yapıyı ağır biçimde tahrip ettiğini söyledi. Köy boşaltmaları, zorunlu göç, ekonomik yoksullaşma, deprem ve pandemi gibi süreçlerin toplumsal denetim mekanizmalarını zayıflattığını dile getiren Akar, bunun mafya ve suç örgütlerinin hareket alanını genişlettiğine dikkati çekti. 
 
‘ÖZEL SAVAŞ POLİTİKALARININ DEVAMI’
 
Uyuşturucu, fuhuş ve çeteleşmenin Kürdistan’da yürütülen özel savaş politikalarından bağımsız ele alınamayacağını dile getiren Akar, 1990’lı yıllardaki Susurluk sürecini ve devlet-mafya ilişkilerini hatırlattı. Geçmişten günümüze birçok korucunun uyuşturucu ticaretine karıştığına ilişkin yargıya taşınan dosyalar bulunduğunu belirten Akar, bugün yaşanan mafyalaşmanın köklerinin o döneme uzandığını söyledi. “Bu sorun yalnızca adli bir mesele değildir. Toplumsal dokuyu parçalamaya, gençleri örgütsüz ve umutsuz bırakmaya dönük özel savaş politikalarının devamıdır” diyen Akar, buna karşı mahalleden başlayarak, demokratik ve örgütlü bir toplumsal mücadele hattı kurulması gerektiğinin altını çizdi. 
 
İstanbul merkezli operasyonların Amed ayağında yüzlerce kişinin gözaltına alınmasını hatırlatan Akar, organize suç dosyalarının önemli bölümünün Kürdistan kentlerine uzanmasının tesadüf olmadığını söyledi. 
 
ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI
 
Belediyeler, meslek örgütleri, sağlık kurumları, muhtarlar ve sivil toplumun ortak bir mücadele programı hazırlaması gerektiğini vurgulayan Akar, yalnızca “güvenlik” politikalarıyla sonuç alınamayacağını söyledi. Mahalle toplantıları, kent konseyleri ve halk buluşmalarının yaygınlaştırılması gerektiğini ifade eden Akar, “Amed halkı bugüne kadar çok ağır süreçlerden geçti ancak teslim olmadı. Bu kentin anneleri, gençleri, kadınları ve tüm toplumsal dinamikleriyle ortak bir mücadele zemini kurulursa uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı güçlü bir toplumsal direnç oluşturulabilir” diye belirtti.