'Çerçeve yasa özgürlüğe açılan bir kapıdır'

Paylaş:

İSTANBUL - Çerçeve yasanın özgürlüğe açılan bir kapı olduğunu belirten DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki, “Etkili, güçlü, yeni ittifaklarla bu hukuki kazanımı bir bütün olarak demokratikleşmeye evirtebilecek bir biçimde mücadele ittifaklarımızı kurabiliriz” dedi. 

 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi" kanun teklifi, 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oy ile Meclis'te kabul edildi. Yasanın kamuoyuyla paylaşıldığı andan itibaren çeşitli çevrelerden eleştiriler yükseldi. 
 
Yasanın ilk adım olduğunu vurgulayan çevreler, hem yasanın uygulanması hem de geniş kapsamlı yeni yasaların çıkması için mücadele çağrısında bulundu. 
 
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki, çerçeve yasaya ilişkin ajansımıza konuştu. 
 
Çerçeve yasanın özgürlüğe açılan bir kapı olduğunu belirten Özgül Saki, filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel'in “tanınma problemi”ne değinerek, “Tanınma problemi; Senin insan olabilmen için, kendi bilincini elde edebilmen için karşındakinin seni varoluşunla, kimliğinle, her şeyinle eşit görerek karşılaşma olması demektir. Bu çerçeve yasayla böyle bir tanınma probleminin aşıldığını düşünüyorum. Çünkü Kürt hareketinin eskiden ‘terör’ parantezine aldıkları tüm dinamikler ortadan kalkacak. İmralı'da ve Kandil'de, devletin inkar ve imha politikasının iflasını da açıkça beyan eden bir tanınmanın eşiğindeyiz. Bu anlamda çok önemli” dedi.
 
‘BİRTAKIM PROBLEMLER VAR’
 
Çerçeve yasanın eksikliklerinin de olduğunu kaydeden Özgül Saki, “Örneğin Kürt halkının uzun erimli mücadelesinin siyasal, toplumsal boyutları konusunda bir atıf yok. İktidar halen sorunun tanımını dilinde ‘terör sorunu’ olarak görüyor. Bizim için ise bu Kürt halkının eşit, özgür bir biçimde toplumsal ve siyasal yaşama katılması yani yasaya dahil edilme ve özgürleşmesi meselesidir. Bu anlamda birtakım problemler var” diye konuştu.
 
‘İYİ PARTİ ORADA ŞOV YAPTI’
 
PKK’nin inkar ve imha siyasetine karşı varoluşu ve yaşamı korumak için ortaya çıktığını dile getiren Özgül Saki, “Yarın başka talep de olabilir ama esası şudur; Bir halk kendini yönetmek istiyor. Kürt halkı, ‘Biz yüzyıllardır bu topraklarda ortak kaderi paylaşıyoruz, gelin eşit, özgür bir şekilde birlikte yaşayalım, bunun koşullarını oluşturalım’ diyor. Bu çok önemli bir mesele. Meclis’teki tartışmalarda gördüğümüz en temel şey, İYİ Parti'nin hiçbir şey önermeyen, ırkçı, faşizm tutumu dışında tüm diğer siyasi partilerin bu meseleyi bir kısmı hayır oyu da verdi ama hayır oyu verenlerin İYİ Parti'nin hayır oyuyla aynı görmemek gerekir. Çünkü İYİ Parti'nin hayır oyu tam anlamında inkar, imha, askeri çözüm, yine katliamlardan medet umma, yine Türk ırkçılığını meşrulaştıran bir yerde ve toplumsal karşılığı da olmayan bir şeydir. Orada şov yaptılar. Savaşta hayatlarını kaybeden askerleri de istismar ettiler. Madem onları o kadar önemsiyorsunuz, savaşın bitmesini, yeni ölümlerin olmamasını savunmanız lazım. O yüzden onları dışarıda bırakıyorum. Diğer siyasi partilerin hayır gerekçesindeki anlatımların baktığımızda Kürt meselesinin siyasal, toplumsal boyutunu kavrama zeminlerinin geliştiğini gördüm. Bu umut verici” diye konuştu. 
 
‘MÜCADELE ETMEKLE YÜKÜMLÜYÜZ’
 
Kürt meselesinin çözümünde bu sefer siyasi partiler açısından geniş bir yelpaze olduğunu vurgulayan Özgül Saki, “Bu 90'larda görmediğimiz bir şey. O anlamıyla önemli bir siyasal zemin. Tabii ki siyasi atmosferi iyi gözlemlememiz gerekiyor. Sonuçta dünya değişiyor. Yeni güç ve emperyalist odaklar oluşuyor. Otoriter faşizm bir yere doğru gidiyor. Tüm emperyalist odakların gözünü diktiği yerde büyük oranda Ortadoğu coğrafyası oluyor. Orada çok şey değişiyor. Burada AKP MHP iktidarı, ‘Ben de burada etkili olmayı’ istiyor. AKP-MHP’nin çok demokrasi istediği için bu sürece girmediğinin çok farkındayız. Bir mücadelenin sonucu ve Ortadoğu'ndaki gelişmeler sonucunda adımlar atılmak zorunda kalındı. Şimdi önümüzde böyle bir zemin var. Biz kendi gerekçelerimizi gerçek kılmak, kendi gerekçelerimiz doğrultusunda siyasal ve toplumsal düzenleme için mücadele etmekle yükümlüyüz. Öyle de yapacağız” diye belirtti.   
 
SÜREÇTE KURULACAK KURULLAR 
 
Çerçeve yasa kapsamında Cumhurbaşkanlığı yardımcısının başkanlığında ve Meclis bünyesinde iki kurulun oluşturulacağını anımsatan Özgül Saki, Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki kurulun silahları teslim alma, teyit, tespit konularıyla ilgileneceği, Meclis İzleme Kurulu’nun ise sürecin sağlıklı ilerlemesi için süreci izleyeceğini kaydetti. Özgül Saki, “Bu kurulların alt birimleri de olacak. Bunların düzenlemeleri, tartışmaları yapılıyor. Birleşime baktığımızda daha çok güvenlik ekseninden bakan bir hal önümüze çıkıyor. Çünkü burada Cumhurbaşkanlığı, MİT, MGK yürütmenin esası. Ama hareketin açıklamaları ve partimizin açıklamalarının da farkındalar ve bunu güvenlik paranteziyle halledemeyeceklerinin de farkındalar. O yüzden de alt birimlerle bunları desteklemek konusunda bir mutabakat var diyeyim. Mesela Abdullah Öcalan'ın da içinde fiilen konumlanabileceği bir alt birim oluşturma tartışmaları da sürüyor. Bu alt birimlerde güvenlik parantezinin dışına çıkılmasını bekliyoruz. Dolayısıyla bu sadece silah bırakanların gelip demokratik siyasete katılımıyla sınırlı bir mesele değil. Bu meselenin toplumsal, siyasal, hukuki ve kültürel birçok boyutu var. O yüzden Meclis’te tüm bu  düzenlemeleri yapabilecek ve aynı zamanda yürütmenin oluşturduğu komisyonla ortaklaşa çalışabilecek başka bir birim olacak. Ayrıca biliyorsunuz 81 ilde Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi (GAMER) kurdular. Bu hem endişe verici hem sürecin hızlı ilerlemesi için yapılan bir şey” diye konuştu.
 
‘KÜRT MESELESİNDE ANAHTAR’
 
Özgül Saki, “Eşit demokratik bir düzende yaşamak isteyen tüm ezilen halkların, işçilerin, emekçilerin, kadınların tüm meselelerinin aslında çözümüne aday bir siyasi hareketiz; DEM Parti olarak da hareket olarak da. Kürtlere yöneltilen ‘Terör’ kavramı iktidarlara gerekçe yaratıyordu. Tekçi Cumhuriyetin kuruluşundaki o yapının zehri ile düşününce sistematiği belirlenmiş muazzam bir kitle de var. Bunu da görmek zorundayız. Ama artık o kitle de böyle gidilemeyeceğini gördü. Dolayısıyla süreç Kürt meselesinin çözümünde bir anahtar. Hepimizin gayretiyle o kapı ardına kadar açıldığında biz kolektif olarak çok daha geniş perspektifte bir mücadele zemini kazanmış olacağız” diye kaydetti. 
 
‘KAZANABİLİRİZ’
 
İsrail'in Ortadoğu'daki hegemonyasını güçleştirmesi Türkiye’yi “tedirgin” ettiğini vurgulayan Özgül Saki, Türkiye’nin kendini güçlü olmaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Özgül Saki, “Dört parça Kürdistan'daki Kürt hareketiyle düzgün bir ilişki kurmadan böyle bir şey mümkün olmadığını biliyorlar. Bu onların gerekçeleridir. Ama ezilenler, emekçiler; egemenlerin gerekçeleri ne olursa olsun attıkları birtakım adımlarda muazzam zemin kazanıyorlar. AKP Süleyman Soylu döneminde inkar, tam bir yok etme politikasını denedi. O politikasının iflas etti. Şimdi başka bir yol deniyorlar. Bu yol bize de çok imkan açacak bir yol. Etkili, güçlü, yeni ittifaklarla bu hukuki kazanımı bir bütün olarak demokratikleşmeye evirtebilecek bir biçimde mücadele ittifaklarımızı kurabiliriz. Mücadelemizi hem Meclis’te hem sokakta vermeye devam ettiğimizde kazanabiliriz. Soğukkanlı, sabırla ve geniş perspektiften bakarak uzun vadeli kazanımlara daha açık bir politik duruş sergilemeliyiz” dedi.
 
Kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne katılımının eksik olduğunu belirten Özgül Saki, “Meclis Komisyonu’nda kadın sayısı çok azdı. Bu savaş ve çatışma koşullarının yarattığı tahribatların ortasında kadınlar vardı. Sürece daha başlanırken, Barışa İhtiyacım Var İnisiyatifi’nin sunmuş olduğu rapor en kapsamlı raporlardan biriydi. Hem sorunun teşhisi hem de çözüm meselesi konusunda önemli bir rapordu. Kadınların sadece üye olması değil, kolektif talepleri var; bunları duymak gerekiyor. Hakikat ve yüzleşmek konularında en büyük ısrar kadınlar tarafından geliyor. Bu dönemde kadına yönelik işlenen suçların nasıl soruşturulacağı çok önemli bir mesele olarak önümüzde duruyor” ifadelerini kullandı.