Oruç: Kitabımda Kürt bir gazetecinin yaşadıklarını anlattım

Paylaş:

İSTANBUL - Gözaltı, işkence ve sürgünle geçen yıllarını kaleme alan gazeteci Aziz Oruç, kitabında dört parça Kürdistan arasında sıkışan bir gazetecinin yaşadığı hukuksuzlukları kaleme aldığını belirtti. 

Gazeteci Aziz Oruç’un “Sınırlar Arasında Bir Gazeteci” isimli kitabı Luvi Yayınları’ndan çıktı. Oruç, Kürt bir gazeteci olarak kitabında dört parça Kürdistan’da başından geçenleri öykü türünde anlatıyor. 
 
Kitabına dair konuşan Oruç, Kürt bir gazeteci olarak katledilen tüm arkadaşlarının bıraktığı yolda yürümekten gurur duyduğunu söyledi.
 
Üniversitede Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) çalışan bir arkadaşının tavsiyesiyle gazeteciliğe başladığını belirten Oruç, 2012 yılından bu yana gazetecilik mesleğini sürdüğünü kaydetti. Mesleğini icra ederken, çoğu kez ölümle yüz yüze gelmesine rağmen kararlılıkla gazetecilik yapmaya devam ettiğini vurgulayan Oruç, “Bu kadar baskı, gözaltı, şiddet, dava biraz bizi dışarıya, sürgüne itti. 2017'de Başur’a gitmek zorunda kaldım. Orada da aynı şekilde mesleğimi sürdürdüm ve 3 yıllık bir süre sonrasında aslında Avrupa'ya gitme gibi bir durumum yaşandı. Sonrasında kitapta bahsettiğim hikayeler gelişti. Aslında bir Kürt gazetecinin bu dört sınır arasında neler yaşadığı, nelere maruz kaldı, hangi acılarla, hangi hukuksuzluklarla karşılaştığını anlattım. Bunları dile getirmek, okuyucuyla buluşturmak istedim” dedi.
 
“Dört sınır arasında sıkıştırılmak istenen bir Kürt gazetecinin varlığını” kitabında anlattığını ifade eden Oruç, “Sınırlar arasında hukuksuzluğa maruz kaldım, şiddete maruz kaldım, işkenceye maruz kaldım ve nihayetinde Türkiye'de tekrar gözaltı tutuklamalarla sonuçlandık. Hikaye bireysel olarak benim hikayem olsa da bu aslında Kürt halkının bir hikayesi. Yani dört parçaya bölünmüş Kürdistan'ın bir gerçekliğini de ifade ediyor” diye konuştu.
 
‘BİR GAZETECİNİN NELER YAŞAYABİLECEĞİNİ…’
 
Ermenistan’da hukuksuz yere tutuklanıp gözaltına alınmasına değinen Oruç, “korsan” bir şekilde İran'a teslim edildiğini ve bu iki ülkede işkence ve hukuksuzluklarla karşılaştığını söyledi. Oruç, “Sonrasında Türkiye'ye hukuksuz bir şekilde teslim edildim. Bütün bu yaşanmışlıkları okuyucuyla paylaşıyorum. Başıma neler geldi? Bir gazeteci kimliğiyle iltica talebinde bulunmama rağmen kabul edilmedi. İran beni adeta ölüme terk ederek, sınırın öbür tarafına, mayınlı yol tarafına attı. Türkiye askerinin bulunduğu yönde biraz şansla, o dönemin soğuğuna rağmen donmayarak kendimi sınırın bu tarafına attım. Daha sonra Türkiye’de de aynı şekilde hukuksuzluğa maruz kaldım” diye konuştu.
 
‘UNUTULMASIN DİYE’
 
Patnos Cezaevi’nde tutukluyken kitabını yazmaya başladığı bilgisini paylaşan Oruç, “Geçtiğim yerler, işkenceye maruz kaldığım anlar, noktalar, kör oda ya da Ermenistan sınırındaki isimler, İran sınırındaki isimler de unutulmasın diye hızlıca yazmak istedim” dedi. Kitabı yazarken, ruhsal olarak zorlandığını söyleyen Oruç, “Hem cezaevindeydim hem de pandeminin ağırlaştığı, ailemle, eşimle, çocuklarımla görüşmenin olmadığı bir dönemdi. Unutulmasın diye o günlerde yazdım ve sonrasında 6 yıllık gibi bir sürede kimi editör çalışmaları, kimi tekrar yazım çalışmaları, kimi eklemeler, çıkarmalar ve nihayetinde aslında bu ayda bir kitaba dönüştü. Hikayelerimin 6 yıl sonra da olsa okuyucuyla buluşuyor olması benim açımdan çok önemli” diye belirtti. 
 
‘İYİ Kİ BU MESLEĞİ SÜRDÜRMÜŞÜM DİYORUM’
 
Hikayelerinde özellikle Kürt gazetecilerin kendinden bir şeyler bulacaklarını kaydeden Oruç, hakikati dile getirmenin değerli olduğunun altını çizdi. Oruç, “Bedellerini canıyla ödeyen onlarca meslektaşımla çalışmış, aynı yolda yürümüş, bir mirasın sürücüsü olarak bunu söylüyorum. Cihan Bilgin, Nazım Daştan, Aziz Köylüoğlu, Nagihan Akarsel, Gülistan Tara, Hêro Bahadin'le ve daha birçok gazeteci arkadaşımla anılarım oldu. Onun için bundan sonra belki de yolumu aydınlatacak olan şey onların bize bıraktığı mirastır” diye konuştu.