Koçer kültürünü evinin içinde yaşatıyor

Paylaş:
WAN - 42 yıl önce köyleri boşaltılınca ailesiyle Wan merkeze taşınan Nazê Alkan, evinin her köşesini süslediği motiflerle özlemini duyduğu koçerlik kültürünün yok olmaması için mücadele veriyor. 
 
Wan'ın Payizava (Gürpınar) ilçesine bağlı Nordiz bölgesinde yıllarca koçerlik yapan Nazê Alkan’ın yaşamı, 1984 yılında devletin baskı ve “güvenlik” politikaları sonucu köklü bir değişime uğradı. Köylerinin boşaltılmasıyla Alkan ailesi, yüzlerce koyununu ve yılların emeğiyle kurdukları yaşamı geride bırakarak Wan’a göç etmek zorunda kaldı. Köye girişlerin yasaklanmasıyla 11 yıl boyunca topraklarından uzak kalan aile, zorunlu göçün en ağır yüzüyle karşılaştı. Aradan geçen 42 yıla rağmen kent yaşamına alışmayan Nazê Alkan, koçer kültürünü unutmamak ve unutturmamak için evinin kapılarını adeta geçmişe açtı.
 
Evinin her köşesini koçer kültürüne ati motiflerle süsleyen Nazê Alkan, ördüğü minyatür çadırlar, yün çoraplar, duvarları süsleyen rengarenk gofikler (yün süslemeler) ile koçer kültürünü gelecek nesillere taşıyarak, aynı zamanda bir hafızanın da taşıyıcısı oluyor. Kültürel asimilasyona da cevap olan Nazê Alkan, koçer yaşamını ve kültürünü Wan merkezde de sürdürüyor. 
 
KÖY VE YAYLA HAYATI
 
Yaylaların insana ait yerler olduğunu belirten Nazê Alkan,"Payizava ilçesinin Nordizê bölgesindeniz. Köyümüz çok güzeldi. Sadece dört büyük hane vardı. Koyun ve kuzularımız vardı. Varlıklıydık ve durumumuz da çok iyiydi. Köy yaşamı çok güzel. Her sabah erkenden kalkar, çadırlarımızı alıp yaylalara giderdik. Yaylada çadırlarımızı kurduğumuzda komşular  gelip etrafımızda otururdu. Erkeklerin kadınlara baskısı yoktu. Kadın da erkek de çalışırdı. Bu yüzden karşılıklı saygı ve hürmet vardı” dedi. 
 
‘YAŞAMIN ÖZNESİ KADINLARDI’
 
Yayla yaşamında kadınların temel özne olduğuna dikkati çeken Nazê Alkan, koçer kadınların aynı zamanda bir kültürün taşıyıcılığını üstlendiğini vurguladı. Nazê Alkan, "Kış bitip bahar geldiğinde toprak yeşerirdi. Kadınlar pancar toplamaya giderdi. Evimizi yükler, yüksek kesimlere giderdik. Biz kadınlar sürülerin başında giderdik. Sütü tulumlara doldurur, yoğurt ve peynir yapardık. Çok koyunumuz vardı, varlıklıydık. Yayladan döndükten sonra eve gelir, hayvanlarımız için yemek hazırlar, yünlerini yıkardık. Gecenin geç saatlerine kadar çalışırdık. Zamanımızın çoğunu da süs eşyalarını (gûfkan) yaparak geçirirdik. Çadırlarımızı, evimizi ve koyunlarımızı bunlarla süslerdik. Koyun ve atlarımız başkalarının sürülerine karıştığında, ‘bunlar Werçonyanındır’ derlerdi. Çünkü her at ve koyun, kadınların taktığı süslerden tanınırdı. O hayat çok güzeldi. 1984’te köyümüzden göç etmek zorunda kaldık ve şehre geldik. Köyler boşaltılıyordu, huzur kalmamıştı, mecburen köyümüzü ve yurdumuzu bıraktık. 11 yıl boyunca da köye gitmemiz yasaklandı" diye belirtti.
 
'YAŞAMIM HİÇ DEĞİŞMEDİ'
 
Kent hayatına hiç bir zaman alışmadığını söyleyen Nazê Alkan, “Şehre geldikten sonra çok zorluk çektik. Birçok insanın evi yoktu, çaresizlikten şehirde çadır kurup içinde kalıyorlardı. Köylerimizi, koyunlarımızı bıraktık ve şehre geldik; günlerimiz çok zor ve sıkıntılıydı. Eskisi gibi köy hayatının yeniden güzel olmasını istiyorum. Barış olsun, herkes kendi topraklarına dönsün. 40 yılı aşkın süredir şehirde yaşıyorum ama koçer kültürünü hiç unutmadım ve unutturmayacağım da. Köye ait her şeyi yapıyorum. Çünkü aklım hep köyde. Hiçbir zaman şehirli olmadım. Bunca yıldır burada olmama rağmen onların taktığı yazmayı başıma takmadım, şehirli kıyafetleri de giymiyorum. Düşüncem ve yaşamım hiç değişmedi. İnsan kendi kültüründen ve sanatından uzaklaşırsa her şeyini unutur. Ama biz asla kaybolmayız. Şimdi köye gittiğimde sanki yeniden doğmuş gibi oluyorum” ifadelerini kullandı.
 
‘AMACIM KÜLTÜRÜN YOK OLMAMASI’
 
Amacının koçer kültürünü yaşatarak kaybolmasını engellemek olduğunun altını çizen Nazê Alkan, şöyle devam etti: “Bu eşyaları yapıp evimin duvarlarına astığımda çocuklarımın ve komşularımın dikkatini çekiyor, onlar da çok seviyor. Bu, Kürt rengi ve kültürüdür. Teşî, gûfkan, xurckan ve çorap yapıyorum. Her yeri süslemek istiyorum. Çok renklilik bana keyif veriyor. Köyde bir evimiz var. Orayı da bu süslerle donattım. Şimdi koçer hayatımı kendi evimin içinde yaşıyorum. Bu kültür kaybolmasın, insanlar unutmasın diye böyle yapıyorum. İnsan kendini unutmamalı. Köy kültürünü ve dostluğunu unutmamalı. Köy ve göçer hayatı başkaydı. Her zaman misafir olurdu, çok güzeldi. Ama şehirler öyle değil. Birine misafir gelince rahatsız oluyorlar, kapılarını açmak istemiyorlar. Oysa biz misafirden keyif alırdık. O günleri çok özlüyorum.”
 
MA / Zeynep Durgut 
 
İlgili Haberler
Kaynartepe'den çözüm çağrısı: Mücadele için atölyeler kuralım
Kaynartepe'den çözüm çağrısı: Mücadele için atölyeler kuralım

Amed’in yoksul mahallerinden Kaynartepe’de yaşayan kadınlar, uyuşturucu kullanımı başta olmak üzere birçok sorunla karşı karşıya bırakıldıklarını belirterek, mücadele için atölyelerin kurulması çağrısında bulundu.

Raporlar, ‘Aile Yılı’ stratejisinin kadın katliamını arttıracağını gösterdi
Raporlar, ‘Aile Yılı’ stratejisinin kadın katliamını arttıracağını gösterdi

İktidar Aile ve Nüfus On Yılı” politikası kapsamında dayatmaları sürerken KCDP’nin son 10 yıla dair kadın cinayetleri raporlarına göre katledilen 3 bin 703 kadından, en az 2 bin 463’ü aile içinde katledildi.

Kadınların talebi karşılık buldu: Deştadarê'de Jinkom ile yeni yaşam adımı
Kadınların talebi karşılık buldu: Deştadarê'de Jinkom ile yeni yaşam adımı

Deştadarê'de kadınların ortak talepleri üzerine Jinkom Kadın Dayanışma Merkezi ile kütüphane kurulacak.

Prof. Dr. Kathleen Lynch: Barışın başrolü kadınlardır
Prof. Dr. Kathleen Lynch: Barışın başrolü kadınlardır

Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin kurumsal, ekonomik ve hak odaklı adımlarla inşa edilebileceğini belirten İrlandalı sosyolog Kathleen Lynch, egemen güçlerin tarihsel anlatıyı ve dili kontrol ettiği sistemlerde resmi programların tek başına yetersiz kalacağını ve barışın başrolünün kadınlar olduğunu söyledi.

Kahire’de Jineolojî Merkezi: Bölgedeki parçaları birleştiren bir platform olacak  <font color=#ff0000> SÖYLEŞİ </font>
Kahire’de Jineolojî Merkezi: Bölgedeki parçaları birleştiren bir platform olacak SÖYLEŞİ

Kahire’de açılan Jineolojî Düşünce, Araştırma ve Danışmanlık Merkezi Başkanı Dr. Dina Muhsin Ali, “Abdullah Öcalan’ın fikirleri sadece Kürt halkına ya da Kürt kadına özgü değil, bilakis her zaman, mekan, düne, bugüne ve yarına uygundur” dedi.